Los Cuatro Jinetes Del Apocalipsis (Mahşerin Dört Atlısı) – Vicente Blasco Ibanez

1. Dünya Savaşı yıllarında Fransa ve Almanya arasında gerçekleşen Marne Savaşı’ nı konu alan Vicente Blasco Ibanez romanı. Ibanez’ in dönemin Fransa cumhurbaşkanı Raymond Poincare tarafından Marne Savaşı’ na gönderilip, kendi davaları için güzel bir roman yazılmasını istediğini belirtmekte fayda var. Ibanez’ in başarılı bir gözlem yeteneğine sahip olduğu yaptığı betimlemelerde kendini belli ediyor. Özellikle Don Marcelo, Villeblanche’ de işgal edilen şatosunda aşağılanırken, alman askerleri tarafından tartaklanırken, sıcak çatışmalara tanık olurken ben de onunla birlikteymişim gibi hissettim.

 

1916 yılında yayımlanan romanda resmen Hitler’ in ayak sesleri duyuluyor. Almanların dünyaya yepyeni bir uygarlık getireceği, almanların kuracağı yeni dünya düzeninin tüm insanlar için en iyisi olacağı, almanların diğer insanlardan üstün olduğu, yeni dünya düzeninin ancak savaşla gerçekleşebileceği ve bunun kaçınılmaz olduğu düşüncelerinin tüm alman askerlerinince benimsendiği ve akademik olarak da profesörlerce desteklendiği bir dönem. Almanya’ da yükselen milliyetçiliğin ırkçılığa dönüştüğü dönem. Nazilerin tarih sahnesindeki yerini almasının zemini 1. dünya savaşından önce hazırlanmış.

Don Mercelo’ nun şahit olduğu, alman askerlerinin arasında kadınlı çocuklu köylüleri tarayıp, mola verdiklerinde Hegel ve Nietzsche okuyanların olması da gösteriyor ki eğitimli askerler de eğitimsiz askerler kadar ırkçı ideolojiyi benimseyebiliyorlar. Karşılarına çıkan en ufak bir tehditte bile, bulundukları bölgede halkın çoluk çocuk demeden toplu olarak yok edilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorlar.

 

Julio Desnoyers’ i ziyarete gelen alman kuzeninin sözleri bir nazi tarafından söylenmiş gibi.

— `spoiler` —

– Savaş yarın ya da öbür gün patlak verecek. Önlemeye kimsenin gücü yetmez. İnsanlığın sağlığı açısından gerekli bir olgu bu.

– Bugüne değin, savaşlar askerlerin uğraşı olmuştu. Şimdi açılacak savaş askerlerle profesörlerin olacak. Hazırlanışında üniversitenin de genelkurmay kadar payı var. Alman bilimi, bilimlerin en ilerisidir, latin devrimcilerin militarizm diye küçümsedikleri şeyle sonsuza değin birleşmiştir. Dünyanın efendisi olan güç, hukuku oluşturan şeydir ve bizim uygarlığımızı dayatacaktır, tek sahici uygarlıktır bu. Bizim ordularımız bizim kültürümüzün temsilcileridir, birkaç hafta içinde dünyayı içine düştüğü Kelt çöküntüsünden kurtaracak, onu yepyeni bir kanla gençleştireceklerdir.

– İnsanlar kafataslarının biçimine göre iki gruba ayrılmışlardı: Dolikosefaller ve brakisefaller.Bir başka bilimsel ilkeye göre de sarı saçlılarla siyah saçlılar olarak ayrılıyorlardı. Dolikosefaller daha ileri bir aklın temsilcisi olan ari ırktı. Brakisefaller melezdiler, yozlaşmanın her türlü damgasını taşıyorlardı. Tam bir dolikosefal olan cermen insanı o eski arilerin tek mirasçısıydı. Bütün öteki halklar, özellikle de Avrupa’ nın güneyinde “ latin” olarak adlandırılanlar, insanlığın yozlaşmış kısmındandılar.

– Yine de alman ırkı tümüyle ari olmasa bile, ırkların en az karışmış olanıdır, dolayısıyla dünyayı yönetmek de onun hakkıdır.

– Biz insanlığın soylu kesmini temsil ediyoruz, Kkayzer Wilhelm’ in dediği gibi “ yeryüzünün kaymağı” yız.

– Ben almanım. Bizlerden biri nerede doğmuş olursa olsun, her zaman kendi anayurdu olan Almanya’ ya aittir.

– Julio’ nun arkadaşı ispanyol Argensola’ ya söylediği sözlerden bir kısmı da şudur; İspanya en iyi yanlarını bize borçludur: onura tapınmayı, şövalyelik ruhunu. Sizler vaktiyle perişan keltlerdiniz, değersiz bir ırkın aşağılığına gömülmüş, Roma latinliğiyle melezleşmiştiniz, bu da durumunuzu büsbütün kötüleştiriyordu. Bereket gotlar ve bizim ırkımızdan daha başka halk toplulukları tarafından fethedildiniz de kişilik vakarı nedir öğrendiniz. Şunu hiç aklınızdan çıkarmayın ki vandallar günümüzdeki prusyalıların atalarıdır.
— `spoiler` —

Biraz film eleştirisi gibi olacak ama değinmeden geçemeyeceğim. Sana laflar hazırladım Fransız Kezban Chichi. Okuduğum kadarıyla 1. dünya savaşı yıllarında fransız kadınları arasındaki ağır kezbanlardan birisin. Elbette insan ilişkilerinde dönemin şartları, toplumsal yapısı, ahlaki değerler vs. mutlaka etkilidir. Senin nişanlın geri hizmet görevindeyken, ağzı açık ayran budalası gibi yoldan geçen madalyalı askerlere bakıp, güce tapan metacı bir hatun olmasan adam gaza gelip cepheye gitmeyecekti, kolu kopmayacaktı. Anan baban abinin mezarında akıllarından binbir düşünce geçerken yeni gelinin şuncağıza sarılması gibi asker mezarlığında kocanın dudağına yapışmak ne la. Yavşak hatun. Yazarken de sinirlerim bozuldu.

Fas’ tan Cezayir’ den gelen sömürü askerlerinin Fransa ordusuna katılması Çanakkale’ ye gelen anzakları anımsatıyor. Hareketleri de bir yerlerden tanıdık geliyor ama çıkaramadım!
— `spoiler` —

“… iyileşme aşamasındaki kimi yaralıların gösterdikleri çocuksu neşe Julio’ yu düşüncelerinden uzaklaştırdı. Müslümandı bunlar, cezayirli ve faslı nişancılardı. Lourdes’ da olmak onlar için başka herhangi bir yerde olmakla aynıydı, yalnızca kendilerini vatanperver bir sevecenlikle izleyen insanların armağanlarıyla meşguldüler. Hepsi “ beyaz hatun” un bulunduğu kiliseye kayıtsızlıkla bakıyorlardı. tek dertleri sigara ve şekerleme istemekti.
Ülkelerine egemen olan soyun kendilerine ikramlarda bulunduğunu gördükçe gururlanıyorlar, isyancı çocuklar gibi her şeyi yapmaya cesaret ediyorlardı. En büyük zevkleri hanımların kendilerine el vermesiydi. Yaşasın savaş; bu beyaz tenli, parfüm kokulu, gülümseyen kadınlara yaklaşıp dokunmalarına olanak sağlıyordu. İyi insanlara sunulacak huriler de düşlerinde onlara benzerdi. “ madam… madam… “ diye iç geçiriyorlar, o arada çini mürekkebinden kara gözbebekleri alevler saçıyordu. Kara pençeleri uzatılan elle yetinmeyerek kadının kolu boyunca tırmanıyordu, hanımlar bu titrek tapınmaya gülüyorlardı. bazıları kalabalığın arasından kendine yol açarak gördükleri her kadına sağ ellerini uzatıyorlardı. “ tokalaşalım. “ elleri sıkıldıktan sonra memnun mutlu uzaklaşıyorlardı…
— `spoiler` —

 

Son olarak devrimci rus abimiz Tchernoff’ a selam olsun.

— `spoiler` —

…Tchernoff’ u en çok sinirlendiren bu durumdan doğmuş bulunan ve giderek dünyaya egemen olan ahlakdışı dersti: kaba kuvvetin yüceltilmesi, başarının kutsanması, maddeciliğin zaferi, oldubitti karşısında sinme, en soylu duyguların sanki tumturaklı, gülünç tümcelerden başka bir şey değilmiş gibi alay konusu edilmesi, ahlaksal değerlerin çarpıtılması, ilerlemenin son sözü olması gerekiyorken despotluğa, şiddete, tarihin en ilkel çağlarının barbarlığına geri dönüşten başka şey olmayan bir haydutluk felsefesi…
— `spoiler` —

Mahşerin Dört Atlısı- Türkiye İşbankası Kültür Yayınları ıv. basım. Çevirmen: Neyyire Gül Işık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s