A Viagem Do Elefante – Fil’ İn Yolculuğu/ Jose Saramago

Jose Saramago’ ya yeni başlamak isteyenler için ilk tercih edilen kitap olmamalı. Kendimden örnek verecek olursam Caim (kabil) ve O Evangelho Segundo Jesus Cristo (isa’ ya göre incil) kitabından sonra bu kitabını okudum. O Evangelho Segundo Jesus Cristo kitabında dalga geçtiği dini konuların birkaçına bu kitapta da değinmiş. İsa temalı kitabını önceden okuduğum için dini göndermeler yaptığı zaman kafamda canlandığından dönüp bir yerlere bakmama, araştırmama gerek kalmadı. Yazım kurallarının kendine has olduğunu biliyoruz Jose abinin. İlk kitabını okumadan önce zorlanacağımı düşünmüştüm ama rahat rahat okunuyor, hiç öyle kim ne dedi, öteki ne cevap verdi karmaşası yaşamadım.

Konusu fil Süleyman ve bakıcısı Subhro’ nun Lizbon’ dan Viyana’ ya yolculuğu olsa da, asıl olayın dönemin sosyal hayatı üzerinden günümüze yapılan göndermeler, yolculuk sırasında insanların düşünceleri, sosyal ilişkileri, menfaat odaklı davranışları ve iç hesaplaşmaları olduğunu fark ediyoruz. Jose okuduğunuz kitapla asla sizi baş başa bırakmaz. Yanınızdadır, hikayenin ortasında çıkıp açıklamalar yapar. İki jose vardır. Kitabı yazan jose, yazdığı kitabı sizin yanınıza oturup beraber okuduğunuz Jose.

Uzun bir yolculuğa çıkan ırgatlarla ilgili yapılan psikolojik analiz:

Bu adamların önünde uzun bir yürüyüş olduğunu düşünelim, vakit geçirmek için sohbet etmeleri doğaldır. İmdi, iki adam iki-üç saat birlikte yürümüş olsunlar, iletişim arzuları ne kadar güçlü olursa olsun kaçınılmaz olarak er ya da geç huzursuz sessizliklere gömülecekler, kim bilir belki de birbirlerinden nefret edeceklerdir. Bu adamlardan biri günahın çağrısına uyarak öbürünü sarp bir tepeden aşağı itme isteğine engel olmayabilir. Tanrının hakkının üç olduğunu söyleyenler doğru söyler, huzurun hakkı, uyumun hakkı. Üç kişi olunca, içlerinden biri ötekiler pek de fark etmeden birkaç dakika sessizliğe gömülebilir. En kötüsü, çıkını yürütmek için ötekini ortadan kaldırmak isteyenin, örneğin, üçüncüyü bu kınamalık eylemde işbirliğine davet etmesi ve şu berbat cevabı almasıdır, Yapamam, seni öldürmek için ona söz verdim.

Jose Saramago’ nun Kırmızı Kedi Yayınları tarafından dilimize çevrilen kitaplarında ” Bu kitapta, yazarın kendine özgü yazım şekline sadık kalınmıştır. ” yazısı vardır.

Kırmızı Kedi Yayınları, 9. basımda çevirmenin notu kısmında Pınar Savaş şöyle der: ” Metinde yarım bırakılmış ya da virgüllerle birbirine eklenmiş uzun cümleler, bazen aynı cümle içinde bile değişen yüklem zamanları yine yazarın tercihidir. ” Yazarın üslubuna elinden geldiğince sadık kalmaya çalıştığını da belirtir.

Kitapta fil terbiyecisi Subhro’ nun anlattığı bir inek hikayesi vardır. Güzel bir hikayedir. Hikayenin başında ” ve” bağlacı bombardıman gibi gelecektir. O kadar çok kullanılmıştır ki çevirmenin orjinal metne ölümüne sadık kaldığı düşünülebilir. İnek hikayesi:

…tam on iki gün ve on iki geceyi galiçya dağlarında, soğukla ve yağmurla ve buzla ve çamurla ve bıçak gibi keskin taşlarla ve çivi gibi fundalıklarla ve arasıra kısacık dinlenme fırsatlarıyla ve yetmezmiş gibi dövüşlerle ve saldırılarla ve ulumalarla ve böğürtülerle, sütten kesilmemiş yavrusuyla kaybolmuş bir ineğin hikayesi, tam on iki gün ve on iki gece çevresini kurtlar sarmış, inek uzun mu uzun savaşta hem kendisini hem de yavrusunu savunmak zorunda kalmış ve her yanda dişler, açık çeneler, ani hamleler ve elbette ki boynuz darbeleri varmış, ölümün kıyısında yaşamanın ıstırabının yanı sıra, kendi canı ve kendini koruyamayacak kadar küçük bir yavrucak için savaşmak zorunda kalmış ve tüm bunlar yaşanırken, o yavrucak annesinin memelerine uzanarak yavaş yavaş emiyormuş. Subhro derin bir soluk aldı ve devam etti, on iki günün sonunda inekle yavrusu bulunmuş ve kurtarılmış, zaferle köye dönmüşler ama hikaye burada bitmemiş, iki gün daha sürmüş, çünkü o artık cesur bir inekmiş, kendini savunmayı öğrenmiş, kimse ona söz geçiremiyor, hatta yanına yaklaşamıyormuş, sonunda inek ölmüş, onu öldürmüşler,on iki gün boyunca yenilgiye uğrattığı kurtlar değil, onu kurtaran insanlar, belki de sahibi öldürmüş, dövüşmeyi öğrenen ineğin o daha önceki barışçıl, her şeye kafa sallayan hayvan olamayacağını anlayamamışlar.

Yöneten ve yönetilen arasındaki fark için de şöyle bir yer açılmıştır kitapta:

Arşidüşes kocası arşidük maximiliana safça, pencerenin ardında kar nasıl da güzel görünüyor, dedi, ama dışarıda tipinin kör ettiği gözlerle, ıslak botlarla, soğuk ısırmasından cehennem ateşi gibi yanan el ve ayak parmaklarıyla, gökkubbeye böyle bir cezayı haketmek için ne yaptık diye sorma zamanıydı. Şairin yazdığı gibi çamlar sormuş ama tanrı yanıtlamamış. Çoğu çocukluklarından beri a’ dan z’ ye tüm duaları ezbere bilseler de, insanları da yanıtlamıyordu, sorun tanrıya anlayabileceği bir dille yaklaşmaktaydı.

Kitaptan son bir alıntı: Bizi biz yapan hep kusurlarımız, iyi niteliklerimiz değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s