Fatih Sultan Mehmet – Halil İnalcık

Osmanlı İmparatorluğu’ nu İmparatorluk yapan, Osmanlı tarihinin en büyük padişahı. Fatih’ i diğer Osmanlı padişahlarından ayıran ve onlardan daha büyük yapan sadece İstanbul’ un Fethi değildir. Siyasal İslam’ ın hüküm sürdüğü günümüz Türkiye’ sinde böyle bir algı yerleşmiştir. Ders kitaplarında, sosyal medyada, siyasal islamcılar tarafından Fatih tanımı; İstanbul’ un Fethi ve Kuran’ da İstanbul’ un Fethi’ yle ilgili geçen ayetle özdeşleştirilmiştir. Bir çoğumuz Fatih’ in tarikatları, tekke ve zaviyeleri kapatıp, bunlara ait arazileri, mülkleri kamulaştırdığını bilmeyiz. Osmanlı’ nın teokratik yapısı yaptığı reformlarla sekteye uğramasına rağmen kendisinden sonra tekrar ivme kazanmıştır. Fatih’ in yaptığı reformların bir çoğunun aksi yönünde politika izleyen 2. Bayezid ve ondan sonra tahta geçen Yavuz’ la halifeliğin gelmesi devlette din yapısının kökleşmesine neden olmuştur. Ve hakkında suikaste uğradığı şüpheleri vardır. Eğer Fatih suikastle öldürüldüyse, bu suikasti gerçekleştirenleri sadece yabancı devletlerde aramamak lazım. Fatih ülke içerisinde de birçok kişi ve kurumun zararına politikalar izlemiştir.
Türkiye’ nin en büyük tarihçisi Halil İnalcık Hoca’ nın, Akademik Ders Notları 1938-1986 kitabında geçen Fatih ile ilgili bilgiler:

” Yazıcı olarak durumu yakından bilen tarihçi Tursun Beg (tursun bey) Fatih’ in 20.000 köy ve mezranın vakıf statüsünü kaldırdığını ve bu yolla devlete mal edilen bu toprakları tımar ve zeamet olarak askere dağıttığını kaydeder. İmparatorluk ölçüsünde bu büyük toprak reform hareketinin genişliğini biz tahrir defterlerinden izleyebilmekteyiz.
Fatih bu reformu yaparken bazı yazarların iddia ettiği gibi keyfi değil, birtakım hukuki prensiplerden hareket ederek gerçekleştirmiştir. Eski bir Karaman defteri başına konan fermandan öğrendiğimize göre, herhangi bir vakfın o tarihte asıl amacını yerine getiremediği, cami ve tekke gibi binaların harap olduğu ve artık işlemediği, böylece vakfın asıl gayesinin ortadan kalktığı ileri sürülmüştür.
Keza, mevcut mülk veya vakıf için sultandan izin ve berat alınmadığı noktası üzerinde durulmuştur. Bu gibi bütün mülk ve vakıflar kaldırılmıştır. Devlet, bunu bir müsadere olarak kabul etmiyor, fonksiyonu kalmayan vakfı kapatıyor, mevcut statünün kaldırıldığını öne sürüyordu. Aslında bu reform, eyaletletde zaviye ve tekkelerde vakıf yoluyla şeyhlerin eline geçmiş olan ve sayısı Fetret Devri ve ondan sonraki bunalım dönemlerde artmış olan miri vakf ve mülkleri yeniden miri haline getirmek anlamına geliyordu. Bunu yapabilmek için İstanbul Fatihi gibi mutlak bir otoriteye sahip bir sultan olmak gerekirdi. İmparatorluğu kurma yolunda seferlerine çok sayıda asker ihtiyacı olan Fatih merkezi hazinede devletin ihtiyaçlarını karşılayabilecek büyük gelir toplamak çabasındaydı. Bu ancak vakf ve mülk halindeki toprakların özel kişilerin mülkiyetinden veya evkafın elinden alınıp devlete mal edilmesiyle gerçekleşebilirdi. Bu toprak reformunu hiç abartmadan, aynı dönemde batıda İspanya’ da, Fransa’ da ve İngiltere’ de kilise mülklerinin devletleştirilmesiyle karşılaştırabiliriz.
Reformdan etkilenen gelir kaynakları elinden giden sınıfı beyler, paşalar, ulema, zaviye sahibi dervişler ve osmanlı öncesi aristokratik aileler oluşturuyordu. Bunların arasında sayıca en büyük kalabalığı, küçük vakıflarla işleyen derviş zaviyelerini, şeyhleri ve dervişleri sayabiliriz. Reformdan etkilenenler Osmanlı Devleti’ nin kuruluş devrinde hayati bir fonksiyonu olan fakat sonraları bu fonksiyonunu kısmen kaybeden tarikat mensubu şeyhler ve dervişleridir. Fatih’ e karşı en etkili uğraşıyı da onlar yapacaklardır. Egemen sınıfın büyük bir bölümünü ilgilendiren reforma karşı olanlar geniş bir propaganda faaliyetine girişmişlerdir. Onlar neshin din prensiplerine ve şeriata aykırı olduğunu, dine hizmet edenlerin mağdur edildiğini ileri sürmekteydiler. Tarikatlardan halvetiye dervişleri Orta Anadolu’ da yoğun bir propaganda faaliyetine girişmişler ve Amasya’ da 2. Şehzade Bayezid’ i karşı hareketin öncüsü yapmaya çalışmışlardır. Doğrudan doğruya sultanın kendisine yönetilmeyen eleştiri ve saldırılar, reformdan sorumlu devlet adamlarına, başlıca veziriazam Karamani Mehmet Paşa’ ya yönelmiştir. Afyonkeşlikle suçlanarak Amasya’ sa Fatih’ in tepkisine neden olan Bayezid ile kardeşi Konya alisi olan Fatih’ in taht için namzet gördüğü Cem arasında rekabet bu büyük sorunla birleşmiş oluyordu. Bu durum hiç kuşkusuz Fatih’ in son yıllarında Osmanlı Devleti içinde siyasi güçleri ayaklandıran en büyük sorun haline gelmişti. Nesh hareketi 1478 sonbaharında nişancı Karamani Mehmed Paşa’ nın veziriazamlığında uygulanmış görünmektedir. Mehmet Paşa, toprak işlerinden sorumlu olarak nişancılığı zamanında bu meseleyle ilgilenmiş ve padişaha bu reform hareketinde yardımcı olmuş görünmektedir. Mehmed Paşa aynı zamanda Fatih zamanında devlet iktidarını kendi tekelleri altına almış olan kul aslından paşalara karşı da bir tepkiyi temsil etmekteydi. Sadrazamlığında Divan’ da vezirliklere kendisi gibi ulemadan kişileri getirmekteydi. Böylece toprak reformu, devletin içinde bir iktidar mücadelesi niteliğine dönüşmekteydi. Kul aslından askeri grubun başında, yeniçerilerin taptıkları büyük savaş adamı Gedik Ahmed Paşa bulunmaktaydı. Fatih’ in hastalığının arttığı son saltanat yıllarında bu gerginlikler, devleti büyük bir buhranın eşiğine getirmiştir.
Fatih’ in merkezi hazineyi güçlendirmek için yaptığı öteki reformlar arasında İstanbul’ da devlet mülkiyetine geçmiş Bizans döneminden kalma evlerin kiraya verilmesi ve özellikle gümüş para, akça üzerinde yaptigir reformlar ayrıca genel hoşnutsuzluğu artıran uygulamalardır. Para üzerindeki uygulamaları kısaca hatırlatalım. Birçok ticaret mal ve hizmetler (mum, tuz ticareti gibi) ana ihtiyaç maddeleri üzerinde koyduğu tekel devlet kontrolü, hazine gelirlerini artırmaya yardım ettiği halde halk ve tüccar için birtakım sıkıntılar doğurmakta ve hoşnutsuzluğu genişlemekteydi. Fatih, saltanatının başlangıcından beri her beş sene de bir yeni akçe çıkararak piyasadaki akçayı gümüş fiyatından kabul ederek karşılığında akçenin piyasadaki yüksek fiyatı üzerinden ödüyordu. Kaçakları, gümüş yasakcılar hanlarda ve işyerlerinde takip etmekte, el koymaktaydılar. Bu uygulama onun idaresine karşı geniş halk tabakaları arasında hoşnutsuzluğu yaymıştır. İstanbul fatihine karşı açıktan bir muhalefet yapılamazdı, halkı sıkan, askeri sınıfları tedirgin eden politikası, kendisine ve uyguladığı idareye karşı son yıllarda geniş bir tepkinin doğmasına yol açtı.

Fatih’ in Mayıs 1481′ de Maltepe’ de ordu başında kendisine ağır bir ilâç (şerbet) verilmesi sonuncu öldüğünü biliyoruz. Zehirlendiğine dair söylentiler, bütün bu koşullar göz önüne alınırsa anlamlıdır. Fatih’ in ölüm haberi üzerine yeniçeriler ayaklanıp İstanbul’ a döndüler ve ilk iş olarak veziriazam karamani Mehmed Paşa’ yı öldürüp cesedini sokaklarda sürüklediler. İdareyi eline alan Gedik Ahmed Paşa ve kayınatası İshak Paşalar, Bayezid’ i Amasya’ dan getirtip tahta oturmak ve Cem’ in Konya’ dan gelmesini önlemek için her türlü önlemi aldılar. Bu tarihten ölümüne (Kasım 1482) kadar ki dönem, yeniçerilere dayanan Gedik Ahmed Paşa’ nın diktatörlük dönemidir. Bütün devlet kararları, onun söylediği gibi oluyor, Cem Sultan’ ın tahtı ele geçirmek için yaptığı girişmleri karşısında (yenişehir Savaşı, 20 Haziran 1482) Sultan Bayezid ona dayanıyordu.
Osmanlı Devleti’ ni temelinden yeni bir yöne sokan bu dönem üzerinde hakkında bazı belgeler vardır. Olayları, o zaman Fatih’ in sarayında bulunarak ölümünde İtalya’ ya kaçan Jean Maria Angiolello’ dan dinleyelim: Amasya’ dan İstanbul’ a gelen Bayezid’ in önüne sarayın kapısında çıkan yeniçeriler vadedilen bin akçe bahşişi istediler. Yeniçerilerin ikinci koşulu vezirlik makamına kökeni hristiyan yani kul olmayanın getirilmemesiydi. Üçüncüsü, yeni akçe çıkarılmamasıydı. Bayezid’ e bu koşullar yeminle kabul ettirildi. Yeni sultan ilk iş olarak devlet saklandığı Yedikule’ yi ziyaret etti ve devlet ileri gelenlerinin biatını kabul ederek tahta oturdu. Bayezid döneminde hemen hemen her alanda, Fatih devrindeki politikaların bırakıldığı ve işlerin eski şekline getirildiğini görmekteyiz. Bu değişiklik sokakta kalmayan bir devrimdi. Şimdi her şey, şeriat adına eski haline getiriliyor ve padişah şeriatı yeniden canlandıran bir kurtarıcı gibi selamlanıyordu. Tabi yapılan ilk işlerden biri, Fatih’ in kapatarak devlete mal ettiği emlak ve evkafı eski sahiplerine geri vermek oldu. bu bir karşı devrimdi… “

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s